30 Kasım 2014 Pazar

Yurtdışı alışverişim. www.dresslily.com

İnternet hayatımıza girdiğinden bu yana hayatı kolaylaştırmaya devam ediyor. Bu gün para çekmek haricinde internet üzerinden neredeyse her işimizi yapabiliyor olduk. Bir sistem olsa da, internet üzerinden para çekmek istediğimizde bilgisayardan disk alanından para verse falan hiç fena olmaz aslında :)
Ben  2005 yılından bu yana neredeyse bütün ihtiyaçlarım için internetten alışveriş yapıyorum. Yoğun çalışan biri olduğum için çok fazla mağaza gezmeye zamanım olmadığından, trendi ve indirimleri takip etmekte zorlandığım için, ev ihtiyaçlarımdan kişisel ihtiyaçlarıma kadar herşeyi net üzerinden alıyorum diyebilirim. Tabi ki yoğunlukla kıyafet üzerine bu alışveriş. :) Tabi bu son zamanlardaki yurtdışı alışveriş modası beni de sarmış durumda. Hani bu sosyal medya üzerinden reklamları yapılan, yok yurtdışından ithal vs. reklamları ile ürünleri satıp, 1 ay gibi bir süre bekletiyorlar ve üzerine %200 marj ekleyerek ürün satıyorlar ya.  Dedim ki, niye onlara bir sürü para ödeyip, hem de peşin peşin ödeyip, aylarca ürünü bekliyorum ki. Zaten daha önce Ebay, ioffer gibi mağazalardan alışveriş deneyimim var, paypal üzerinden ödemelerim de sağlıklı ellerde, ürün gelmezse hemen iade ediyorlar, niye bunlara kat kat fazla ödeme yapayım ki? Tabi ki yine 20 gün falan bekliyorum ama daha güvenli olduğunu düşünüyorum. Bu siteyi yeni keşfettim. İlk siparişimi de Cuma günü verdim. Bekliyorum bakalım. Ürün kalitesi olarak nasıl gelecek, kaç günde gelecek. Detayları ürünlerime kavuştuğumda tekrar paylaşacağım.

                                               Aldığım ürünler.... :)

İnanın bir sosyal medya üzerinden tanıtılan reklamlarda böyle bir ceketi 150 TL'den aşağıya satmıyorlar ve kargo ücretsiz...

27 Kasım 2014 Perşembe

2014/2015 yılbaşı kıyafetleri....

Kasım ayının bu son demlerinde, bir yılı bitirmeye ramak kala hepimiz üzülsek de yaşlanıyoruz diye, yine o yılbaşı gecesi heyecanını duymadan yapamıyoruz. Şimdiden başlamıştır bir çoğumuz nereye gitsek, nerede kutlasak, ne giysek. vb.. endişelere...
Bütün mağazalar yeni yıl dekorasyonunu tamamladı. Herkesi yeni yıla girmeden heyecan sardı bile. Şimdiden bir  sürü şey düşünüyorum ama henüz karar verebilmiş değilim.
Gideceğim yere göre kıyafet seçmem gerekiyor, o yüzden netleşmeden kıyafetimi de hazırlayamıyorum ki...
Nette şöyle bir dolaştım kıyafetler için;

Tabi ki KIRMIZ vazgeçilmez Christmas rengi...





Yok ben klişelerden uzaklaşıp, farklı bir şeyler denemek istiyorum diyorsanız eğer;
bu siyah elbise ile zerafetinizi de, güzelliğinizi de konuşturabilirsiniz. Elbise olmazsa ayakkabı kırmızı olur veya çantamız kırmızı olur. Değil mi ama...

çantalarımız....





bunlar da farklı elbise seçenekleri.... Her zaman her yerde kullanabileceğiniz zarif ve genç hissettiren kıyafetler. Her  zaman klişe olmak zorunda değiliz değil mi ama...

Böyle bir kombin ile  yılbaşı yemeğine katılmak demek, zerafetinizle dikkatleri üzerinize çekeceksiniz demek.


Kırmızı giymek de neymiş, ben nasıl iyi hissedersem öyle giyinirim diyen bayanlar buraya... hem zarif, hem rahat, hem de şık olmak için bir kaç önerim de var tabi ki..
Yılbaşı için iş yemeği düzenlendiğinde önerebilirim.
Arkadaşlarla Taksim, Ortaköy, Nişantaşı vb. gibi açık alanlarda eğlenmeye gidenlere küçük tavsiyeler. Hem sıcak tutar, hem de rahat... :)



Ve çılgın ayakkabı seçenekleri.... Çünkü biz kadınlar, ayakkabı dendiğinde çılgına döneriz...








24 Kasım 2014 Pazartesi

Ada manzaralı ocakbaşı... Evim Ocakbaşı Bostancı

Perşembe akşamı beni alıp uzaklara götüren manzarası eşliğinde çok keyif aldığım bir yer oldu. ilk defa gittim oraya. dışarıdan bakıldığında çok iyi görünmese de eski istanbul beyefendilerinin vazgeçilmez mekanı olmuş. Şık bir meyhane tadında.
Beni en çok etkileyen manzarası oldu tabi. Köşe başındaki masamızdan görünen ada, muhteşem deniz ve İstanbul' un ışıkları.... Sanki aslında çom uzaklardaymışssın gibi ama bir o kadar şehrin içinde gibi hissettiren mekan...."SEVDİM SENİ!"

En önemlisi de yanımdaki muhteşem insanlar.... Onlar yudumladıkça kadehlerinden, ben her yudumlarında bir şeyler daha öğrendim hayatın abilerinden. Bana hiç bir yerde öğrenemeyeceğim tecrübelerini aktaran büyük insanlara minnettar kalacağım. Onlar birer tarihti o tarihi mekanda... Her ne kadar 50'lerin üstünde olsalar da, nasıl da anlıyorlar gençlerin hallerinden. Genç, kırılgan,aşık,kızgın, bir o kadar da yorgunlardı aslında hayatın oyunlarından. Onlar gitmiş, dönmüş, görebilecekleri herşeyi görmüş, tekrarını oynuyorlar belki hayatın. Öğreneceğim çok şey olduğundan masalın sonunu merak eden küçük bir çocuk gibi nefes almadan dinledim onları. Vay be hayat; sen gerçekten inanılamaz, öğrenilemezsin. 

21 Kasım 2014 Cuma

Karisik Kaset film galasi...

Guzel bir sabah... Umraniye de toplantiya girmeyi beklerken cayimi yudumladigim kafeden yaziyorum. Bu yaka bana hep farkli gelmistir zaten. Insanin icinde enerji uyandiriyor. Ben de sizinle biraz dedikodu yapayım dedim. :)

Salı akşamı Karışık Kaset Film Galasına davetliydim.  Toplantılarımın yoğunluğundan ancak yazma fırsatı buldum. En kalabalık galalardan biriydi Karışık Kaset. Ünlü akınına uğradı kanımca. Sizler için fotoğraf kareleri almaya çalıştım. Çok net olmasa da bir kaç poz çekebildim. Bazıları çok fluu. İnternetten de bulumadım açıkçası. O yüzden bunlarla yetinmeye karar verdim. :)

Oya Aydoğan (Karışık Kaset Gala)

Hareket halinde olduğu için yüzü net çıkmadı Oya Aydoğan'ın.
Üzerindeki Leopar Ceket ile kombinlediği Camel tonlarındaki pantolonu ve beyaz gömleği çok üzgünüm Oya Hanım ama, sizi çok kilolu göstermiş. Makyajınız mı kötü, yüzünüz de botox mu var bilemem ama yüzünüz kilolarınızdan çok daha büyük çıkmış. Ya da artık yaşlandınız.







Atilla Taş (Karışık Kaset Gala) 



Atilla Taş. Hiç yaşlanmamış gibi geldi bana, klasik kesimli siyah takımının içinde sadece birazcık daha kilolu görünüyor. Galada görünce şaşırdım açıkçası, meğer onun da küçük bir rolü varmış filmde.











Kara Para Aşk'ın sevimli komseri İlkin Tüfekçi. Siyah Mini parıltılı elbisesiyle, savurduğu saçları gayet hoş görünüyordu.















Mustafa Uğurlu
maalesef ancak bu kadar çekebildim. Hayranlarına üzülerek söyleyeceğim bir şey var, saad 8 sıralarıydı ve o sanırım bayağı bir alkollüydü, çünkü gerçekten ayakta duramaz durumdaydı.








 


 Biraz da karışık görüntülür. Gala gerçekten çok kalabalıktı. 2000 kişi katıldı gibi dedikodular dönüyor.
 Berrak Tüzünataç Bordo ceketiyle dikkatleri üzerine çekiyordu.













Özge Özpirinççi, Filmde giydiği elbise ile katıldı galaya...














Filmden Kareler...





18 Kasım 2014 Salı

Ojenin tarihini bilen var mı? Ben favori rengimi biliyorum. :)

Yaptığım küçük bir araştırma sonucu öğrendim ki, kadınlar aslında Mısır Medeniyetlerinden bu yana tırnak cilası kullanıyorlarmış. Fakat ilk renkli cila 1931 yılında ev hanımı olan Helen Neushaefer tarafından keşfedilmiş diyebilirim. O akşam eve gelecek konuklarına taze midye sunmak için evinin yakınındaki kumsaldan bir teneke dolusu midye toplayıp eve dönerken, tırnaklarının çizildiğini ve çatladığını görünce çok üzülmüş. Onları yok etmek için şeffaf tırnak cilası sürmüş fakat, lekeler ve çatlaklar hala görünüyormuş. Kocası boya ustası olduğu için, onun boyalarını kullanma fikri gelmiş aklına. Hepsini denedikten sonra kırmızı vernik boyada bulmuş çözümü. Bütün çatlakları ve çizikleri gizlediği gibi, çok da güzel görünmüş elleri. O akşam konukları ellerinin güzelliğine hayran kalmış ve bütün gece yemekte bu konu konuşulmuş. Ve kadın ertesi gün eşinin atölyesine gidip renkli tırnak cilalarını denemeye başlamış, bir süre sonra çabuk kuruyan renkli cilalar keşfetmişler.
Helen Neushaefer üç kez en şık ve en zarif kadın seçilmiş..
İyi ki varmışsın Helen, yoksa ojelerimiz olmayacaktı...

Gelelim benim bu aralar taktığım en sık kullandığım ojeye....


çok naturel bir görüntüsü var, bir o kadar da hoş duruyor tırnaklarda. Tırnaklarımın sırrını daha önceki yazılarımda paylaşmıştım. Burada..

Yüzük Severler Buraya...


Dün yapmış olduğum küçük Taksim gezisinde muhteşem şeyler keşfettim yine.
Hala gitmeyeniniz veya bilmeyeniniz varsa mutlaka öğrenip, uğrayın Terkos'a. Uzun zamandır gitme fırsatım olmamıştı burnumun dibindeki Taksim'e. Böyle uzun zaman gitmeyince gördüğü herşey farklı geliyor insana. :)
Daha önceden aldığım ve tatilde kaybettiğim yüzüğümü Taksim'de buldum. O an ki mutluluğumu anlatamam.
Yüzük çok eski çağlardan bu yana kullanılan bir aksesuar. Tabi o zamanlarda mühür olarak kullanılmış, daha sonra nişanlı çiftlerin mührü olsun diye de nişan yüzüğü yaygınlaşmış. Fakat evlilik yüzüğünü ilk defa kullananlar ise Romalılar. Demirden bir yüzük yapar, içine sözler yazarlarmış. (tabi biz buna daha bir kaç yıldır başladık. o da sadece isim yazmakla yetiniyoruz:))

bu arada öğrendim ki, eski çağlarda erkeklerin taktığı yüzükler, evleneceği kişiyi satın aldığı anlamına geliyormuş. Eğer yüzük kırılır, çatlar veya zarar görürse bu evlilik iyi gitmeyecek demekmiş. Nişanlıların yüzük takmasını ise 9.yy da Papa şart koymuş. :) Papa olmasaydı bu gün yüzüksüz geziyor olacaktınız.... :)

Neyse ki öyle bir derdim yok. Ben aksesuar olarak kullanıyorum yüzüklerimi :) yüzükler ve diğer takılar artık kıyafet kadar önemli bir yer tutar oldu hayatımızda. Çanta+ayakkabı uyumu gibi, giydiğimize uyan takılar takmaya çalışıyoruz. Öyle güzel şeyler var ki, insan bunu yapmaktan alıkoyamıyor kendini. 





yüzüğe ulaşmak isteyen varsa, mail atabilir. 
Bol aksesuarlı günlerrrrr....