27 Ekim 2014 Pazartesi

Dans Ederek Zayıflayalım...

Evettttttt!
Sonunda sıkılmadan, yorulmadan, oflayıp, puflamadan eğlenceli bir şekilde zayıflamanın yolunu buldum sanırım... :)
Düşüncesi bile bir harika dostum...
"0" beden olmak istiyorummmmmmmm.... Ama aburcubur yemekten alıkoyamıyorum kendimi. Bir çok yazı okuduktan sonra genel şeyleri yapmaya başladım. Haftanın en az 3 günü araba ile işe gitmek yerine otobüs ve metro tercih ediyorum mesela. Evimize yakın 2 metro durağı var. Uzak olan tercih ediyorum. 15 dk. sürüyor yürümek. Metrodayken oturmuyorum. Kesinlikle yürüyen merdiven kullanmıyorum. Bütün bunları bir heves yapıyorum ama şirkete girdiğim andan itibaren başlıyor hareketsizliğim. Sürekli oturuyorum maalesef. Akşamları geç çıktığım için de yine yürüme şansım kalmıyor. Gardım düşüyor. Yine de hayatımdan aburcuburu çıkartmış durumdayım neyseki. En azından kilo veremesem de almıyorum. 36-38 arası değişen bir vücuda sahibim aslında. Fakat şekilsizlik beni öldürüyor. Kesinlikle spor yapmam gerekiyor. Fakat yürümek dışında zaman ayırıp yapabileceğim spora vaktim yok. Gerçekten yok, saat 9 dan önce işten çıkamıyorum genelde. İnanın o saatten sonra eve gitmek 9.30 olduğunda tekrar spor salonuna gidebilecek gücü bulamıyorum kendimde. Bu kadar yoğun çalışıp gidebilen varsa tebrik etmek isterim onu. Ben de küçük bir araştırma yaptım ve bu muhteşem DVD yi buldum.

Sıkılmayacaksın,
görevmiş gibi olmayacak, hayatına yeni bilgiler katacak bir DVD. Dans ederek forma girmek düşüncesi bile güzel. Latin müziği ezgileri ruhumuzu da bedenimizi de besleyecek.  DVD toplamda 68 dk. İçeriğinde farklı figürleri öğrenerek ilerliyorsunuz. Bu arada hem eğleniyor hem de vücudunuzu sıkılaştırıyorsunuz. Ruhumuza Latin ezgisi iyi gelecek. İnanın o müziği duyunca hep dans etmek isteyeceksiniz. :)



22 Ekim 2014 Çarşamba

OBAG tutkusu sarıp sarmalar.... :)


Geçen yıl yapmış olduğum İtalya gezisinde tanıştım Obag ile... Çanta delisi bir bayan olarak ilk görüşte aşık olmak gibi aklıma kazıdım onu... Hemen almak istedim fakat, İtalyanların özelliği öğle saatlerinde 2 saat herkes mağazasını kapatıp uyumaya gidiyor. Bu da çok ilginç zaten.
Onlar uyusun dursun...
Şimdi OBAG zamanı....
Ertesi gün akşam üzeri Como'da dolaşırken Dadadadammmmmmmm!
Obag mazası açık ve hemen içeriye girip bütün hepsine dokunmak, o mükkemmel tasarıma sahip olmak istiyorum.. Bu italyanlar bir harika dostum..!
Hangi erkek bir kadını bir çanta kadar mutlu eder bilemiyorum...
İtalyan Designer Magenta nasıl olmuşta bunu yapabilmiş demekten alıkoyamadım kendimi. Bunu yapan insan olamaz...
Evet, ona oracıkta sahip olmak mutluluğu dünya ile çarpmak gibiydi... Cıvıl cıvıl bütün renkleri, dokusu, en güzeli de, bir çok magenta gövdeye sahip olup, aynı tutma sapını ve iç astarını bütün obagler ile kombinleyebilmekti.  Evet obag çanta gövdesi ayrı, halat veya deri sapları uzun ve kısa seçeneklerle ayrı, iç astarı veya dış kaplaması ayrı ayrı kombinlenebilecek bir çanta. Bu arada bunların hepsi ayrı ayrı satılabilen ürünler. Yani en çok kullanabileceğin sap ve astar alıp, diğer bütün magenta gövdelerle değiştirip değiştirip kullanmak gerek. Magenta gövde tek başına 60 Euro iken, deri sap almak istediğinde ayrıca 45 Euro ödüyorsun. İç astar 25 Euro. Dışı için de kürk veya triko bir kaplama da aldık mı 200 Euro gibi bir rakama Obag tamamlanmış oluyor.


ilk aldığam çanta Turuncu ve halat sapları vardı.

İkinci olarak Siyah gövde satın aldım. 


Ve sonra ikisinde de kullanabileceğim, Siyah ve Kahverengi Deri Saplar.  Tabi bir de iç astar. 
renk seçenekleri insanı çıldırtıyor inanın, bağımlılık gibi bir şey bu. Hele ki benim gibi çanta delisiyseniz bunlardan vazgeçemeyeceksiniz.
Hala o bag aşkım sönmedi. Geçenlerde İtalya'ya giden bir arkadaşıma Bordo ve Koyu Mor siparişi verdim ama o kadar çok satılıyor ki, maalesef 2 renk de kalmamıştı. Hala onları beklemekteyim. 


Obagli günleriniz olsun.... Mutluluk bir çanta kadar yakın olsun....


20 Ekim 2014 Pazartesi

Hepimizin kabusu soyulan tırnaklar...

       

        Hepimizin kabusu soyulan tırnaklar... Aman Allah'ım yıllardır bu durumdan kurtulamamıştım. denemediğim bir şey kalmadı. Sally Hansen mi dersin, Mavala mı dersin.... ne dersen de, yurtiçi, yurt dışı aldığım bütün koruyucular, denediğim tüm ürünler, haplar vs. hiç biri işi yaramaz mı? Evet Yaramadı. Hepsi daha kötü yaptı sanki tırnaklarımı. İnternet üzerinde yaptığım tüm araştırmalardaki tarifleri uyguladım. Yok!
Bu bana verilmiş bir ceza gibiydi sanki...
Artık biriyle konuşurken tırnaklarıma bakıyorlarmış da içten içe dalga geçiyorlarmış gibi hissediyordum. Bu durum bende takıntı halini almıştı.  Ve geçen yıl gittiğim tatilde Ayka ile tanıştım. Sadece 3 günlük bir arkadaştı benim için. Ama bana söylediği altın tarif bir anda tüm hayatımı değiştirmiş gibiydi. O kadar çok takıntılıydım ki tırnaklarım konusunda. Çok çok çok çok üzülüyordum çünkü.  İstanbul'a döner dönmez hemen bir şişe Rakı aldım. Evet, yanlış duymadınız RAKI... Meğer bütün derdimin dermanı azıcık rakıymış. :)
Onun bana verdiği tarif; 10 günde bir, kap içerisine az rakı koyup, ellerimi içinde 15 dk. bekletmemdi. İlk defa yaptığımda ojelerimi temizleyip, rakı içerisinde beklettim ellerimi. Fakat sonra daha pratik bir yol buldum. Rakıyı boş bir sprey kabına doldurup, ağzını sıkıca kapadım ve gece yatmadan önce haftada 1 falan tırnaklarıma sıkıp, biraz bekleyip, yıkamadan yatıyorum ki, sabaha kadar etkisi devam etsin diye. Tırnaklarımın sadece soyulmasına çözüm olmadı, artık daha güçlüler. Ve tırnaklarımın son hali.....

Haaaa.. bu arada, sürekli  sürdüğüm koruyucuların hiç birini kullanmıyorum. Eğer oje sürmüyorsam herhangi bir parlatıcı vs. de kullanmıyorum. ve haftanın 3 günü genelde oje sürmüyorum.
kim güzel ellere sahip olmak istemez ki....